Küresel güven(liksiz)lik: eski kavramların yeni yorumları
Son yıllarda şüphesiz ki küreselleşme/globalleşme nosyonu uluslararası ilişkiler çalışmalarını damga vuran kavramların başında gelmektedir. Kavramın karmaşıklığı bir yana, küreselleşme sürecine ilişkin birbiriyle taban tabana zıtlaşan görüşler, küreselleşme kavramının popülerliğini uzun süredir muhafaza etmesini sağlayan temel dinamikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Öte yandan, popüler kavramlara ilişkin yapılan çalışmalar ciddi zorlukları da beraberinde getirmektedir. Şüphesiz ki bu zorlukların başında, ortaya orijinal ya da en azından az tekrarlanmış bir perspektif sunmak gelmektedir. Aksi takdirde bu popüler kavramlar, önemini ve anlamını yitirmek veya sıradanlaşmak riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum ise uluslararası aktörlerin “sıradanlaşan” bu önemli kavramlara karşı duyarsızlaşmasına sebebiyet vermektedir. Öte yandan, bu çalışmada küreselleşmenin yanında ele aldığımız bir diğer kavram ise güvenlik nosyonudur. Güvenlik, küreselleşmeye nazaran çok daha “şanslı” bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Kavram, özellikle politik realizm açısından ele alındığı vakit hiçbir zaman “içi boşaltılamayacak” kadar temel bir nosyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir başka ifadeyle, nasıl küreselleşme kavramı birçok akademik metinde giriş kelimesi olarak karşımıza çıkmaktaysa, güvenlik nosyonu da akademik metinlerin son cümlelerini oluşturması bakımından hayati bir “misyon” yüklenmektedir. Gelgelelim, günümüz uluslararası ilişkilerini anlamlandırmada bu iki kavramın adeta bir “kader birliğine” gitmiş olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır. En basit ifadeyle, güvenlik odaklı akademik yazımlar küreselleşmeden; küreselleşme konulu metinler de artık güvenlikten bağımsız olarak kaleme alınamamaktadır.